Hafta Başı (75): İran savaşında kritik günler | Malvarlığı tartışması sürüyor

23.03.2026 medyascope.tv

23 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Hafta Başı’nı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. ‘Hafta Başı’nda Kadri Gürsel'le birlikteyiz. Ağırlıkla İran Savaşı’nı ve Akın Gürlek’in mal varlığı meselesini ağırlıkla konuşacağız. Kadri, merhaba.
Kadri Gürsel: Merhaba.

Ruşen Çakır: Savaşın kaçıncı günündeyiz?
Kadri Gürsel: 28 Şubat'ta başladığına göre, üç hafta oldu.

Ruşen Çakır: Evet, üç hafta oldu. Bir cumartesi başlamıştı. 23 gün oldu o zaman. Şu anda Hürmüz Boğazı meselesinde kilitlenmiş kritik bir olay var. Trump İran'a, Hürmüz Boğazı’nı açmadığı takdirde, su ve elektrik altyapılarını havaya uçuracağını söyledi. Bir ara, İsrail'de nükleerin olduğu şehre saldırılar oldu İran'dan. Şehrin adını hatırlayamadım şimdi.
Kadri Gürsel: Dimona. Ama sanıyorum nükleer reaktör 12-13 km güneybatısında. Bir kasaba orası; 7 bin nüfuslu bir yer. Oraya yapmaların nedeni de orada Demir Kubbe sisteminin olmayışı.

Ruşen Çakır: Yok mu yoksa çalışmadı mı?
Kadri Gürsel: Yok. Demir Kubbe İsrail'in her tarafını kaplamıyor, kapsamıyor. Öyle biliyorum; ben öyle okudum. Yoksa birinci elden bilme imkânımız yok tabii. Nükleerde vardır da, kasabada yoktur. Kasabada olmayabilir. Küçük bir yerleşim birimi; askeri bir önemi yok. Hiçbir açıdan stratejik bir önemi yok. Dimona nükleer reaktörünü herhâlde şansa bırakmazlar.

Ruşen Çakır: İsrail'de sivil yerlere yapılan saldırıları İsrail medyası göstermeye başladı. Amacın özellikle Batı kamuoyunun ve Batı devletlerinin desteğini almak olduğu söyleniliyor. Ama sonuçta sivil yerlere saldırılar var; fakat ölü olduğunu duymadım. Yaralı vardır en fazla.
Kadri Gürsel: Onu da, İsrail toplumunun bu konudaki yüksek farkındalık düzeyine bağlamak lazım. Bütün evlerde, bütün konutlarda sığınaklar var. O bir zorunluluk. Bir konut yapıyorsunuz ve sığınağınızın da olması lazım, yoksa ruhsat alamıyorsunuz. Herkesin sığınağı var. Alarm çalınca herkes sığınağa koşuyor. Yeterli bir erken uyarı süresi de oluyor zaten. O yüzden bu saldırılar genel olarak can kayıplarıyla sonuçlanmıyor. Can kaybı, oluşan yıkımla ters orantılı, doğru orantılı değil. Yaralanmalar oluyor, evet; ama can kayıpları öyle değil.

Ruşen Çakır: Peki, nereye doğru gidiyor, Kadri? Herkes bir şey söylüyor. En son şunu gördüm mesela: Birisi, “Mücteba öldü. Aslında İran’ın gerçek lideri Humeyni’nin torunu Ahmed Humeyni” diyor. Ama olaya hâkimlermiş gibi anlatıyorlar. Her yerden bir şeyler akıyor ve tabii insanlar tuttukları tarafa göre dezenformasyonları yağdırıyorlar. Mesela o Dimona hikâyesini ilk gördüğümde, nükleer tesis vurulmuş gibi bir hava vardı.
Kadri Gürsel: Evet. Türkiye'deki bir grup iktidar medyası da öyle bir hava yansıttı. Muhalif medya diye tabir edilen bazı kanallar da öyle verdiler; orada birleşiyorlar. Ama öyle bir şey yok tabii. Artık açıkça gözüküyor ki Amerika, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ihtimalini pek de hesaba katmamış gibi görünüyor. Bu korkunç bir durum. Amerikan Genelkurmayı ve siyaset sınıfı, yani Beyaz Saray, bu savaşa karar verenler açısından türler ürpertici bir durum. Böyle bir şeyi nasıl öngöremezler? İran-Irak Savaşı'nda Amerika taraf değildi o zaman, ama aslında Amerika'nın savaşa müdahaleleri bir yerde savaşın bitmesini sağladı diyebiliriz. O zaman dahi, tanker savaşı sırasında İran, küçük sürat tekneleriyle petrol arz güvenliğini ciddi şekilde tehdit ediyordu. Çok sayıda tankeri omuzdan ateşlenen roketatarlarla vurarak, oradaki akışı çok olumsuz etkileyen işler yapıyorlardı. Şimdi, “Ben Hürmüz Boğazı’nı kapattım” demesi bile kesinlikle yetiyor zaten. Yani oradan geçmeyi denemeye kimse cesaret edemiyor. Japonya'ya, Çin'e giden tankerlere izin veriyorlar.

Ruşen Çakır: Kore’ye de.
Kadri Gürsel: Yani tamamen kapatmış değiller. Asıl Trump'ın tehdidi, İran'ın elektrik santrallerini vuracakları yönünde. Tabii bu tehdit gerçekleşirse, bu savaş başka bir aşamaya girmiş olacak. Bu, aynı zamanda İran'ın altyapısının çökertilmesi demek. İran'ın elektrik altyapısını çökertirseniz, İran'ı Taş Devri’ne döndürürsünüz. Bu, İran'ın çökmüş bir devlet hâline gelmesi demektir. Bu da aslında tam olarak İsrail'in istediği şey. Başından beri bunu yapıyor aslında İsrail. İsrail'in Ortadoğu ile ilgili tek bir stratejik hedefi var aslında. Tabii ki varoluşsal tehdit algıladığı ülkelere ve coğrafyalara hâkim olmak. Kara birlikleriyle buraları işgal etmesi, uzun süreli işgal sürdürmesi mümkün olmadığı için, buraları çökertmeyi, buraların tamamen bir enkaza dönüşmesini ve bu sayede kaos ortamının oluşmasını sağlamak istiyor ki yaşamsal tehdit oluşturacak bir durumları olmasın; Kendi dertleriyle uğraşsınlar, dursunlar.
İran'da böyle bir şey olursa ne olur? Tabii iç karışıklıklar olur. Burada Kürtlerin durumu tekrar gündeme gelir. Kürtleri teşvik eden ABD ve İsrail bu konuda daha da cesaretlenir. Ama bunun da tek başına yeterli olacağı kanaatinde değilim. İran'ı bugün yöneten gücün Devrim Muhafızları olduğu anlaşılıyor artık; İsrail ve Amerika'nın, İran’ın elektrik üretim altyapısını tarumar ederek, bu gücün savaşma iradesini kırabileceğini zannetmiyorum. Öyle bir şey olamayacak. Eğer kara savaşı olursa… Kara savaşı ne demek? O zaten artık başta öngörülenin çok dışına çıkması anlamına geliyor. Hark Adasını işgal etmekten söz ediyorlar ya da İran topraklarından Hürmüz Boğazı’na doğrudan müdahaleye elveren, İran'ın coğrafi bölgelerinin işgal edilmesi gibi şeyler dolaşıyor ortalıkta.
Bunların yapılmasını dört gözle beklediğinden eminim.

Ruşen Çakır: İsrail’in mi?
Kadri Gürsel: İran’ın. Zaten istiyorlar; İran bunu istiyor.

Ruşen Çakır: Kara savaşı istiyor.
Kadri Gürsel: Tabii. Amerikan birlikleri burada doğrudan İran’ın menziline girecek ve Amerika'ya da kayıplar verdirebileceğini umuyor ki doğru.

Ruşen Çakır: Doğru.
Kadri Gürsel: Yani bunu isterler. Petrolün %95'inin Hark Adası üzerinden ihraç edildiği söyleniliyor. Orası İran'ın ana petrol terminali. Bu durursa, zaten doğalgaz boru hatları kalıyor geriye. Petrol boru hatları artık profesyonellerin işi. Mesela bizim İran'dan doğalgaz alımını çok azalttığımız söyleniliyor. Alıyoruz hâlâ, ama neredeyse hiç petrol almıyoruz İran'dan. İran da bunun karşılığında, “Ben de, Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere, Katar'ın, Suudi Arabistan'ın ve diğerlerinin elektrik üretim tesislerini ve daha da önemlisi, tuzlu su arıtma tesislerini, deniz suyu arıtma tesislerini vururum” diyor, ki vurur. Aslında 1990-91'de Kuveyt'in başına gelenler, şu âna kadar Birleşik Arap Emirlikleri’nin başına gelmiş gibi görünüyor. Ve bu savaş sürdüğü müddetçe bunun etkisi artacak. Körfez ülkelerinde yaratılan o paradigmanın, yani oradaki yatırım imkânlarının, hayat tarzının yanı sıra, petrol fiyatları üzerindeki ciddi artış etkisi var. Şu an 114 dolardı en son varil fiyatı. Çok yüksek bir seviye. Bu, böyle yüksek seviyede devam ederse, ki şu da var: Savaş başlamadan önce yüklenip yola çıkan en son LNG gemileri, dünyanın dört bir tarafında limanlara yanaşıyorlar artık. Bundan sonra artık yok, bitiyor. Doğalgazda da ciddi sıkıntı başlayacak. Petrol fiyatlarının bu kadar yüksek seyretmesi, pek çok siyasi denklemi de etkileyecek. Mesela 18 Mart'ta FED’in faiz kararını açıklaması bekleniyordu ve FED faizi sabit tuttu. Sabit tutması üzerine altın bayağı inişe geçti. Faiz kararının etkisiyle oldu bu. Ama enflasyon artarsa, petrol fiyatlarının artmasının doğrudan enflasyonun artması üzerine bir etkisi var. O zaman da ciddi bir kararın eşiğine geliyor Amerika. Kasımda ara seçimler var. Ciddi siyasi sonuçları olacak. Türkiye'yi de etkileyecek bu. Türkiye'de de olacak bunun siyasi sonuçları. O, ayrıca konuşulur. Fakat nasıl yönetecek? Yönetir. Yönetebilir mi? Yönetebilir. Onu göreceğiz.

Ruşen Çakır: Suudi Arabistan'daki zirveyi gördün. Zirvede İran’a karşı bir metin hazırlandı. Zaten konu da oymuş. İran'ın Körfez’e saldırısı, Azerbaycan'a, Ürdün'e ve Türkiye’ye saldırıları üzerine. İsrail’in ismi metnin bir yerinde, Lübnan bahsinde geçiyor.
Kadri Gürsel: Evet. Hakan Fidan'ın metne İsrail'i soktuğunu, eklediğini…

Ruşen Çakır: Lübnan'la ilgili…
Kadri Gürsel: Lübnan değil sadece. “Bu savaşın sorumlusu İsrail'dir” diye bir ifade sokuyor. Amerika'ya hiç dokunmak yok orada.

Ruşen Çakır: Hayır, onu da söylüyor. Metinde o yok.
Kadri Gürsel: Doğru, özür dilerim metinde yok, yaptığı açıklamada var.

Ruşen Çakır: Hikâye şu oldu: Hakan Fidan yanında birkaç gazeteci de götürmüş. Açıklama sosyal medyada ‘’Burada İsrail ve ABD yok. Tamam, İran var da diğerleri yok’’ diye çıkınca, Hürriyet gazetesi bunun üzerine ertesi gün manşetten, ‘’Türkiye hamleleri, Türkiye başından itibaren bilmem ne yaptı’’ diye durumu kurtarmaya çalıştı.
Kadri Gürsel: Tabii orada dar bir çerçeveye sıkıştırınca, ‘‘İsrail ve Amerika ne yaparsa yapsın, biz bu savaşın tarafı değiliz. Dolayısıyla bana saldırmaya hakkın yok’’ diyerek, orada İran'ı uyarıyor, eleştiriyor.
Ama diğer taraftan, İran'ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne gönderdiği füze ve dronların sayısı, diğer tüm Körfez ülkelerine gönderdiği füze ve dronların sayısından fazla mesela. Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri net ve açık bir şekilde İsrail'in işbirlikçisi. Bu kadar basit. Birleşik Arap Emirlikleri,  5, 6 sene öncesine kadar Suudi Arabistan'ın bölgedeki ağabeyliğini kabul ediyordu. Şimdi artık bağımsız bir politika izlemeye başladı ve İslamcı hareketlere karşı korkunç bir alerjisi olduğu için de İsrail'le işbirliği yapıyor. İran bir şekilde bu işbirliğini cezalandırdı. Dolayısıyla, bu savaşta İran'ın devrimden sonraki geleneksel yaklaşımı dikkate alınırsa, bütün istikrarsızlığı, bütün sorunları komşulara taşımak, komşulara yansıtmaksa, beklenen bir sonuçtu bu. Bu kadar öngörüsüzce ve dolayısıyla da stratejik bir vizyon olmadan bu savaşa girilmesi, ister istemez Amerika'da, “İsrail için mi savaşıyoruz?” sorularının sorulmasına neden oluyor. Bu da, Demokratlardan değil, Cumhuriyetçilerden geliyor ve Cumhuriyetçi Parti’de MAGACILAR arasında, yani Trump ideolojisinde olanların arasında dahi var; onlarda da bir ayrışma var. Bir çıkış planı da olduğunu zannetmiyorum, ama Trump için sorun değil bu. Yani Trump istediği zaman bu işin içinden çıkar ve bölgeyi sonuçlarıyla başa bırakır. Ama şimdilik pek öyle gözükmüyor; tırmandıracaklar gibi görünüyor.

Ruşen Çakır: Evet. Şimdi biraz Akın Gürlek meselesinden bahsedelim. Bugün Sabah gazetesi ‘’büyük itiraf’’ başlıklı bir haber yayımladı. Haberi görmemiş olabilirsin. Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını hukuksuz şekilde sorgulayan Antalya, Afyon ve Çorum’un ilçelerindeki tapu görevlilerinin, PKK/KCK ve FETÖ bağlantısını kullanarak verileri Özgür Özel’e ulaştırdığını yazıyor. Saatler, günler veriyor. Bir de bu kişileri bir şekilde ‘’Kardeşinin arkadaşı, bilmem nereden yargılandı’’ gibi ya da yargılanma da yok, ‘’ifade verdi’’ diye hepsini bir yere iltisaklı yapıp ‘’Bu olay bir komplo. CHP bu bilgileri böyle alıyor’’ diye göstermeye çalışıyorlar. Ama bilgiler tartışılmıyor. 17/25 Aralık'taki gibi. Yani oradaki hikâyeler yok. ‘’Bunlar, Fethullahçıların tezgâhı’’ demeye getiriyorlar. Doğru, ama olayın içinde de birtakım iddialar var. O iddialara dokunmamışlardı 17/25'te. Şimdi de böyle bir hava var. Bunu zaten ilk Nedim Şener söylemişti; Fethullahçı yapı, kripto Fethullahçılar.
Bu olayda CHP’nin iddiası çok büyük. Ne diyor CHP? ‘’En yüksek maaşla 190 yıl çalışsa bunları ancak alabilirdi.’’ Şimdi burada olayı, ‘Hayır efendim, bunlar yok’’ diye bir şeyden ziyade, ‘’Bu bilgileri şöyle elde ettiler, böyle elde ettiler’’ gibi bir yere taşıdılar, taşımaya çalışıyorlar. CHP de sürekli olarak, yeni birtakım belgeler göstererek süre veriyor. Bir de, CHP'nin en son yaptığı açıklamada, “AK Partili milletvekilleri Akın Gürlek'e sahip çıkmıyor” diye de bir şey var. Yani bu nereden anlaşılıyor? Mesela Erdoğan bir tweet atıyor ya da bir açıklama yapıyor. Bir bakıyoruz, sosyal medyada AK Partili herkes bunu paylaşıyor. Şu âna kadar benim gördüğüm, bir seferberlik hâli, bir organizasyon olmadı. Bir de, bunun kurumları var: AK Parti içerisinde Tanıtım ve Medya başkanlığından sorumlu bir genel başkan yardımcısı var. Bu, bir strateji. Sonuçta gruplara, ‘‘Şu gün cumhurbaşkanımız şurada konuşacak. Hepiniz gelin’’ diye bir şey yolluyorsan, burada şu âna kadar Akın Gürlek’e sahip çıkma anlamında çok gayretkeş bir şeyler görmedim ben. Sen gördün mü?
Kadri Gürsel: Neden sence?

Ruşen Çakır: Birincisi, partili değil.
Kadri Gürsel: O tartışılır.

Ruşen Çakır: Aşağıdan gelen birisi değil. Yukarıdan geldi.
Kadri Gürsel: Devşirme mi demek istiyorsun?

Ruşen Çakır: Hayır, devşirme demek istemiyorum. Erdoğan kabinesinde, parti teşkilatından gelmiş tek isim bir önceki adalet bakanıydı. Bir tek oydu. Onu da görevden aldılar. Mesela o, ilçe başkanlığıyla başladı. Sonra İstanbul yönetimi, milletvekili oldu, sonra bakan oldu. Normalde Türkiye'de bakanlar milletvekillerinden olur. Burada, mesela Hakan Fidan, Yaşar Güler, Turizm Bakanı Ersoy ya da Sağlık bakanı, bunların hepsi teknokrat isimler.  
Kadri Gürsel: Teknokratlar kabinesi bu. Yani aslında atanmış ve geçici memur diyelim. İktidarın yüksek memurları.

Ruşen Çakır: Evet. Mesela Bekir Bozdağ bakanlık yaptı, Yılmaz Tunç bakanlık yaptı. Sonuçta AK Parti içerisinde adalet bakanlığı yapabilecek insan yok mu? Var. Daha önce de vardı, şimdi de var. Burada bence bu, böyle bir fren işlevi görüyor gibi geliyor bana.
Kadri Gürsel: Ben Akın Gürlek'e karşı AK Parti saflarında bir hayranlık yahut derin, büyük bir sempati olduğunu, olacağını zannetmiyorum. Neticede Akın Gürlek, AK Parti'nin iç stratejik yolculuğunu büyük ölçüde kolaylaştıran ve muhalefetin tasfiyesini bu şekilde mümkün kılan, önemli bir iş yapmış, önemli bir risk almış, ahlâki ve manevi bir yükün altına girmiş olsa da, ben böyle bir sempati görmüyorum Akın Gürlek'e karşı. Ama bence bu yeterli değil. Bence burada, iktidar elindeki büyük medya gücünü bu sefer kullanmayarak boğuntuya getiriyor bu konuyu. Boğuntuya getirmek elinizde. Şu an medyanın neredeyse tamamını dolaylı veya dolaysız şekilde kontrol eder hâldesiniz. Muhalif medya kanallarını da büyük ölçüde çerçeve içine, vesayet altına almışsınız.
Yanlışım varsa düzelt, iki önemli kanalın patronu Türkiye'ye gelemiyor.
Geldikleri anda yakalama kararları var. Böyle bir durum aslında. Bütün muhalif medyanın ana mecraları diyelim, vesayet altında. Böyle bir durumda, siz pekâlâ zarar verecek olan bir gelişmenin, bir haberin tartışılmamasını sağlayarak, tartıştırmayarak, onun unutulmasını, gündemde hak ettiği yeri bulmamasını sağlayabiliyorsunuz. Boğuntuya getirmek bu. Boğuyor, boğuntuya getiriyor. Âdet yerini bulsun kabilinden bir iki açıklama yapıyor. Ömer Çelik’in açıklaması âdet yerini bulsun kabilindendi. Akın Gürlek'in açıklamasında ilk verdiği tepkide, “Gerçekte tapu kayıtlarında karşılığı olmayan hayal ürünü iddialar,” ifadesi dışında, bu iddiaları yalanlayan hiçbir başka somut ifade yok. Bu, sence başlı başına bir yalanlama mıdır?

Ruşen Çakır: Değil.
Kadri Gürsel: Değil mi?

Ruşen Çakır: Değil.
Kadri Gürsel: “Gerçekte tapu kayıtlarında karşılığı olmayan hayâl ürünü iddia iddialar” olarak nitelendirdi Akın Gürlek. Özgür Özel, şu anda üzerinde bulunan 325 milyon lira değerinde 11 daire, bir arsa olduğunu iddia etti. Üç tane de satış var. 452 milyon gibi bir rakam ki bu, 10 milyon dolara yakın bir para. Hatta dolara çevireceksek, 10 milyon dolardan da fazla. Yüksek bir meblağ tabii. Ama bu iddianın büyüklüğü karşısındaki tek cümle, “Gerçekte tapu kayıtlarında karşılığı olmayan hayal ürünü iddialar” cümlesi. İçeriği ne kadar net ve açıklayıcı olsa dahi, ki olduğunu ben de iddia etmiyorum, terazinin kefesinde çok havada kalıyor. Eğer gerçekten bu iddialar mesnetsizse, bu iddialar iftiraysa, bu sefer de roller değişecekti, değil mi? Suçlayan, suçlanan durumundayken masumiyetini ispata çalışacaktı. Masumiyetini bir cümleyle ispata çalışıyormuş gibi yapmış. Pek de yapmamış yani. Şimdi teknik olarak baktığın zaman, “Gerçekte tapu kayıtlarında karşılığı yoksa, demek ki mesnetsiz. Hayal ürünü. Yok böyle bir şey” diyor. Benim böyle tapularım yok anlamına geliyor bu.  Ama iletişimde bu bir cümle, nicel olarak çok yetersiz.

Ruşen Çakır: Bence çok daha çarpıcı olan, ‘‘Manisa'da birileriyle görüştü, Muhittin Böcek ve arkadaşları rüşvet aldı’’ muhabbetini yapmış olması. Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek, yeniden aday gösterilmek için itirafçı olacaktı. Manisa'daki benzin istasyonu hikâyesi… Şimdi bunu görünce, ‘’Whataboutism’’ diyorsun. Yani diyelim ki sen şimdi bir şeyle suçlanıyorsun. Ben sana “Kadri, senin savaşa bakışın yanlış” diyorum. Sen de bana, “Peki senin çözüm sürecine bakışına ne demeli?’’ diyorsun.
Kadri Gürsel: ‘Peki ya bu ne?’cilik. Bu iddiada Özgür Özel belgeler sundu, görseller, ID numarası gibi şeyler paylaştı, bunları yapıyor. Ama İBB iddianamesi, Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşıdır. O iddianamede delil diye ortaya konulan şeylerin pek çoğu…

Ruşen Çakır: Sıfır.
Kadri Gürsel: …Yalancı tanık, yalancı Gezi tanığı ifadeleri. Gezi tanık ifadeleri belli ki çok aşırı zorlama altında kalmış tanık ifadelerinden öteye gitmiyor.

Ruşen Çakır: Bu malvarlığı tartışmasında belge var.
Kadri Gürsel: Evet burada belge var en azından. Yani böyle bir mukayese yaptığın zaman Akın Gürlek burada çırağa çıkıyor açıkçası. Konu siyasiyse, o zaman bunu tartalım; İBB iddianamesiyle Özgür Özel'in iddialarını tartalım bir terazide.

Ruşen Çakır: Onu da tartma.
Kadri Gürsel: Hayır, şu açıdan… Bunu söylemek zorundayım. Şimdi Akın Gürlek artık bir siyasetçi. Bir ara siyasete ara verdi. Geldi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı. Daha önce Adalet Bakan yardımcısıydı, siyasetçiydi. Siyasetçi kimliğiyle orada bulunuyordu. Ara verdi siyasete, sonra bu işi üstlendi. Şimdi tekrar siyasetçi oldu. Ama edinilmiş malların nereden gelen kaynakla, parayla edinildiği konusu, Akın Gürlek'in siyasete başladığı andan itibaren cevaplandırılması gereken bir soru. Ama aynı zamanda kapsadığı dönem itibariyle de bakalım. Yani siyasetçi olduğu andan itibaren sorumlu olmuyor. Bütün memuriyet hayatı boyunca da sorumlu oluyor.

Ruşen Çakır: Özgür Özel çok önceden, daha başta yat meselesini söylemiş. Sonra Lüksemburg meselesi, şirket…
Kadri Gürsel: Onun yat konusunda görüntüleri var.

Ruşen Çakır: Şirket yönetim kurulu üyeliğini söylemişti. Sonra da, “Mal varlığını açıkla” dedi. Hatta insanlar, Özgür Özel ilk mitingde açıklayacak diye beklediler. Açıklamayınca da Özgür Özer'e laf ettiler muhalefetten. Mesela Oğuz Kaan Salıcı açık açık Özgür Özel'e, “Hani açıklıyordun” diye kızdı.
Kadri Gürsel: Şimdi uzunca bir süre geçti, zaman geçti.

Ruşen Çakır: Evet. Şimdi sen bakan oluyorsun ve hakkında böyle bir şey var. Bir şey hazırlanmış belli ki. Ne yaparsın? Kendi başına kurmaylarınla birlikte buna karşı bir cevap hazırlarsın, değil mi? O cevap, bu cevap değil.
Kadri Gürsel: Akın Gürlek, uzun süredir bu konuda CHP'den, Özgür Özel'den kendisine karşı bir hamle geleceğini biliyordu. Çünkü Özgür Özel açıklaması için çağrı yapıyordu; bir şeyler biliyor demek ki.

Ruşen Çakır: Hazırlığı bu kadarmış.
Kadri Gürsel: Evet. Bir de satılanlar var. Onlar da güncel şeyler belli ki. Ama satışların ne zaman olduğuna dair bilgi çıkmadı sonuçta.

Ruşen Çakır: Sonuç olarak eğer sen, bu sabah, Sabah gazetesinde, “Onu sorgulayanın uzaktan akrabası FETÖ'cü, bunu sorgulayanın uzaktan akrabası HDP'liymiş” diyerek cevap veriyorsan, o cevabı net bir şekilde veremiyorsun demektir. Ben onu yayınımda https://medyascope.tv/2026/03/20/akin-gurlekin-malvarligi-tartismasinda-son-durum-video/ da söyledim. Ana muhalefet lideri 19 Mart'tan sonra bayağı popüler olmuş, kendisini göstermiş. Bundan iyi fırsat mı olur? Sen çıkıp iddialara “İftira” diyorsun, göster bunun iftira olduğunu. Ondan sonra Özgür Özel insan içine çıkamasın mesela. Muhittin Böcek’in, kendisinin aday olması için Özgür Özel’e para verdiği iddiası var. Özgür Özel’le Manisa’daki bir benzin istasyonunda görüştüğü ve para verdiği haberleri yazıldı. Baz kayıtları varmış. Bugün, Özgür Özel'in, o dedikleri tarihte Ankara'daki programını açıkladılar. Özel bütün gün Ankara'da genel merkezde bazı kişileri kabul etti. Bugün açıklandı. Ondan sonra, FETÖ'ydü, şuydu buydu diye, senin tabirinle olayı boğuntuya getirmeye çalışıyorsun. Sen, ben olsak hakkımızdaki birtakım iftiraları çürütme imkânlarımız sınırlı olabilir, ama elimizden geleni yaparız, değil mi? Burada devletle ilgili bir iddia var; tapu. İddia bu. Sen de devletsin. Benim kalkıp, ‘’Benim öyle tapularım yok’’ diye kanıtlama çabamla, adalet bakanınki aynı mı? Bu kadar kolay bir şey. Onu yapmıyorsan ya da yapamıyorsan, o zaman insanlar bu soru işaretlerini muhafaza ederler. CHP de hiç sözünü yemez.
Kadri Gürsel: Elbette. Tabii bu iddia edilen mal varlığının ne zaman edinildiği de ayrı bir soru işareti. Siyasetçiyken mi edindi, siyaset yaptığı bu kısa son dönemlerde mi? Değil. Adalet Bakanlığı'nda yargı makamında görev yaparken mi edindi ve nasıl edindi?

Ruşen Çakır: Her hâlükârda yaşı belli. Üniversitede ders notu satmaya ihtiyacı varken...
Kadri Gürsel: Onu da söylemiş bulunuyor tabii. Yani daha da ağırlaştırıyor durumu. Çünkü bu, aileden tevarüs ettiği bir zenginliği, bir malvarlığı olmadığı anlamına geliyor ki ders notu almak ve satmak orada ciddi bir emare.

Ruşen Çakır: Sonuç olarak, hayatı, çalışma hayatı devlet memurluğuyla geçmiş olan o yaştaki bir insan, ne yaparsa yapsın, piyangoda çok büyük bir para bulmadığı müddetçe, iddia edilen o parayı bulması mümkün değil.
Kadri Gürsel: Mümkün değil.

Ruşen Çakır: İster siyasetçi olsun, ister savcı, ister yargıç olsun. Sonuçta öyle.
Kadri Gürsel: Bir şey daha ekleyeyim bu konuda. Aslında birkaç yerde de çok da fazla tartışıldığı kanaatinde değilim bu konunun. Akın Gürlek’in malvarlığı konusunun muhalif olarak bilinen mecralarda çok da tartışıldığı kanaatinde değilim. Haber olarak kaldı. Bunun nedenlerini de aslında şu aşamada anlaşılabilir buluyorum.

Ruşen Çakır: Birazdan bahsedeceğimiz konuyla ilgisi var, değil mi?
Kadri Gürsel: Anlaşılabilir buluyorum. Çok tartışılmaması doğal. Burada muhalif tabir edilen kanallar veyahut gazeteciler, -bu konudaki kanaatin serbestçe oluşması diyelim buna-, kendi kanaatlerini yansıtmak istemediler belki de; ‘’kamuoyunda oluşsun bu’’ diye bıraktılar ve haberleri paylaşmakla yetindiler. Bir de tabii, enteresan bir şekilde o da çok fazla dillendirilmedi, belgelendirilmedi, ama Adalet Bakanlığı’na yakın kaynaklar da devreye girdiler ve onlar da bir şekilde, besleme ve doğrudan Akın Gürlek'in siyasi menfaatleri doğrultusunda bir şeyler yaptılar. Bu, iktidar medyasından ziyade muhalif medyada yaşandı. Türkiye’de gazetecilik yapmak çok zor gerçekten, neredeyse imkânsız hâle geldi maalesef. 

Ruşen Çakır: Evet. En son, BirGün gazetesinden İsmail Arı'yı tutukladılar. Genç kuşak gazeteci muhabirlerden ve son dönemde bayağı öne çıkan bir isimdi. Çok acı. Bayramda memleketine, ailesinin, anne babasının yanına gidiyor. Oradan alıyorlar.
Kadri Gürsel: Ve bayramda yapıyorlar bunu.

Ruşen Çakır: Bilerek yapıyorlar, hepsi bilerek. Emniyetteki ifadesinden sonra savcıya gidiyor. Savcı hiç ifade almadan, tutuklama talebiyle mahkemeye yolluyor. Üç ay önceki, dört ay önceki haberlerinden hareketle yapıyorlar. Niye o zaman yapmadılar mesela? Bir de bu Dezenformasyon Yasası… Dezenformasyon Yasası, hesapta gazetecileri kapsamayacaktı. Daha çok sosyal medya içindi, ama gazeteciler için tam bir giyotin gibi kullanılıyor. Diyelim ki bir haber yaptın…
Kadri Gürsel: Asılsız bilgiyi alenen yazmaktan, her an herkesin başına her şey gelebilir.

Ruşen Çakır: Evet. Ama bilginin asılsız olduğuna kim karar veriyor? Ona da kendileri karar veriyor.

Ruşen Çakır: Her şey asılsız olarak ilan edilebilir. Mesela ben de ondan yargılanıyorum. Benimki bilgi de değil, yorum.
Kadri Gürsel: ‘’Yanlış yorumu alenen yaymak’’ oluyor seninki.

Ruşen Çakır: Evet. O nedenden yargılanıyorum ben. Aynı şeyden yargılanıyorum. Bir tanesi, hesapta, gizli tanığın söylediği para alma hikâyesinden, bir de, ‘’Ekrem İmamoğlu Mucizesi’’ https://medyascope.tv/2025/04/25/ekrem-imamoglu-mucizesi-rusen-cakir-yorumluyor/ yayınında asılsız bilgiyi yaymaktan. Şimdi bunun neresi asılsız? Yanlış diyebilirsin. Ben öyle düşünmüyorum. Olabilir. Ama burada asılsız bilgi ne? Yok. Şimdi İsmail'in yaptığı haberlere bak. “Bana madalya vermeniz gerekiyordu” demiş. Özellikle Yunus Emre Vakfı konusuyla ilgili yaptığı haber. Ama kimsenin umurunda değil. Yunus Emre Vakfı hikâyesi ortaya çıktığı zaman, devlet, “Yakaladık bunları” gibi bir şey yapmadı ki. Hemen bir panik hâli oldu. Çünkü devletin bir kurumuydu ve insanlar da devletin güvendiği insanlardı. Şimdi İsmail Arı’yı tutukladılar. Merdan Yanardağ içeride. Alican Uludağ içeride. Şimdi de İsmail içeride.
Merdan'ınki de, Alican'ınki de, İsmail Arı’nınki de hepsi uyduruk. Ortada somut bir şey yok. Mesela ‘’MİT TIRLARI’’ haberi gibi bir şey değil bu. Yani çok düz haberler.
Kadri Gürsel: Gazetecilik yapma ısrarında olanların sırtından, baskının ağırlığını bir an için dahi olsa almamak, hafifletmemek için sürekli bir arayış ve çaba içindeler. Böyle bir durum var. Çünkü bunu başka türlü açıklamak mümkün değil. Gazeteci olmakta ısrar edenler, bu konuda kararlı davrananlar bir an için dahi başlarına bu tür şeylerin gelebileceğini akıllarından çıkarmasınlar istiyorlar. Bu, bu tür bir siyaset maalesef.

Ruşen Çakır: Evet, ‘Hafta Başı’nı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize çok teşekkürler. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler. 



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
29.03.2026 İran savaşı ilk bir ayında bize neler öğretti?
28.03.2026 Trump’ın hükmettiği bir dünyada yaşamak
27.03.2026 Kürt siyasi hareketinde taşlar yerinden oynuyor: “Mekanın sahipleri geliyor”
26.03.2026 Akın Gürlek olayında saflar iyice karıştı
23.03.2026 Hafta Başı (75): İran savaşında kritik günler | Malvarlığı tartışması sürüyor
23.03.2026 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık: Prof. Ahmet T. Kuru yeni kitabını anlatıyor
23.03.2026 Behlül Özkan ile söyleşi: Trump Hürmüz Boğazı konusunda niçin çark etti?
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
21.03.2026 Beyaz Toroslu savcı ve “devlette devamlılık esastır”
29.03.2026 Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı